Tarihte Ekonomik Süreç ve Faiz

nsanlar başlangıçta "toplayıcılık dönemini" yaşadılar. Bu dönemde doğadaki sebze ve meyveleri toplayıp tüketiyorlardı. Daha sonra toplayıcılıkla yetinmeyen insanlar et ihtiyaçlarını gidermek için "avcılık dönemine" geçtiler. Avcılık döneminin sonlarına doğru bazı hayvanları evcilleştirmek yoluyla et, süt ve yumurta sağladıkları "çobanlık dönemine" geçtiler. Bunu izleyen aşamada toprağı kullanmayı öğrenen insanlar "çiftçilik dönemini" başlattılar. Çiftçilik döneminde insanlar, yerleşme bölgeleri ile birlikte stokta kalan mallarını ihtiyaçları olan diğer mallar ile değiştirmeye başladılar ve "pazar dönemine" geçildi. O dönemde para yoktu, mallar birbiri ile değiştiriliyordu. Pazarın başlaması sonrasında üreticilerle tüketiciler arasında tüccarlar oluşmaya başladı ve "tüccar mübadelesi" dönemine geçildi. Bu dönemde büyük para birikimleri oluştu. insanlar bazı ilerlemeler kaydetti. Nihayet, Sanayi devrimiyle de günümüzdeki "işçilik dönemine" geçildi. Bizim düşüncemize göre bundan sonraki dönem ise "ortaklık dönemi" olacaktır

toplayıcılık dönemini" yaşadılar. Bu dönemde doğadaki sebze ve meyveleri toplayıp tüketiyorlardı. Daha sonra toplayıcılıkla yetinmeyen insanlar et ihtiyaçlarını gidermek için "avcılık dönemine" geçtiler. Avcılık döneminin sonlarına doğru bazı hayvanları evcilleştirmek yoluyla et, süt ve yumurta sağladıkları "çobanlık dönemine" geçtiler. Bunu izleyen aşamada toprağı kullanmayı öğrenen insanlar "çiftçilik dönemini" başlattılar. Çiftçilik döneminde insanlar, yerleşme bölgeleri ile birlikte stokta kalan mallarını ihtiyaçları olan diğer mallar ile değiştirmeye başladılar ve "pazar dönemine" geçildi. O dönemde para yoktu, mallar birbiri ile değiştiriliyordu. Pazarın başlaması sonrasında üreticilerle tüketiciler arasında tüccarlar oluşmaya başladı ve "tüccar mübadelesi" dönemine geçildi. Bu dönemde büyük para birikimleri oluştu. insanlar bazı ilerlemeler kaydetti. Nihayet, Sanayi devrimiyle de günümüzdeki "işçilik dönemine" geçildi. Bizim düşüncemize göre bundan sonraki dönem ise "ortaklık dönemi" olacaktır. Toplayıcılık döneminde kredileşme, hediyeleşme ile gerçekleşti. Avcılık döneminde borç verme ve borç alma yolu ile kredileşme tam anlamı ile başlamış oldu. Çobanlık döneminde ise kredileşme "üretimden ödünç alma" şeklinde oldu. Çiftçilik döneminde ilkbaharda tohumu olmayanların tohumu olanlardan borç almaları ve bunun yaygınlaşması ile ilk defa üretim aracı olarak kredi ortaya çıktı. Zamanla tüketim için de borç alınmaya başlandı. Borçlanmalarda faiz ilk kez böyle ortaya çıktı. Sonunda tarlalar ağaların eIine geçti. Ağa köylünün tohum ve çiftini temin eder, köylü çalışır ve mahsul ortaklaşa bölüşülürdü. Bu durum ağaların yatırım yapmaları ile sonuçlandı ve yerleşik medeniyet doğdu. Köylüye daima yetecek mahsul bırakıldığı için krizler oluşmadı.

Çiftçilik döneminde kredi, "İş ortaklığı" şeklinde ortaya çıktı. Pazar döneminde ise, mübadele (mal değişimi) esnasında paranın olmaması nedeniyle veresiye satışlar çoğalmıştı. Kredileşme veresiye satış yoluyla yapılıyordu. Faiz, asıl olarak tüccar mübadelesi döneminde ve özellikle paranın ortaya çıkışı ile başlamıştır. Tüccarlar üretilen malı para ile alıyor ve para ile satıyordu. Kimin parası çoksa o daha çok mal alıp satabiliyor ve rakiplerini saf dışı edebiliyordu. Bu şekilde ticaret, sonuçta tekelleri oluşturmuş ve ekonomik dengeyi bozmuştur. Bunu önlemek için bütün dinler faizi yasaklamış ve sermaye vergisini uygulayarak tekeli kırmışlardır.

İşçilik döneminde ise kredi tam bir baskı ve sömürü aracı olmaya başlamıştır. Eskiden para çoğaltılmazdı. Para, ya bir mal veya altın ve gümüştü. Bu devirlerde kredi halkın mevduatı ve tasarrufu sayesinde oluşuyordu. İnsanlar adeta yatırdığı gümüş ile banka sahiplerini ve derebeylerini güçlendiriyor ve kendilerini onların tahakkümüne teslim ediyordu. Şimdi ise para karşılıksız çoğaltılabiliyor. Karşılığı bulunmadığı halde satın alma gücünün olması, paranın revaçta olmasını sağlıyor. Parası olan hükmediyor. Diğer insanların mallarını ve emeklerini satın alabiliyor ve ekonomik güç oluşturuyor. Adil Düzende kredi, ise mikroda müdahale etmeksizin, makroda üretimi planlama aracı olacaktır.

Ekonominin konusu; ne, nerede, nasıl, kim tarafından ve kim için üretilsin? probleminin çözümüdür. Kredi bu problemleri çözmelidir. Bizim önerimiz tüketicilere "selem senedi kredisi" vermek, böylelikle tüketicilerin yılbaşında istedikleri ve ihtiyaç hissettikleri mallar için selem senetleri alarak, üreticilere siparişleri karşılığı sermaye sağlamak, işçilere ise emek kredisi vererek istediği fabrikada üretime ortak olmasını kolaylaştırmak seklindedir.

Faiz; Bir ülkede para ile satın alınabilecek herhangi bir değeri ve üretimi arttırmadan, sadece paranın artmasıdır. Tabii bir ekonomide kısa dönemde mallar, üretilir ve tüketilir. Nasıl bir dereden sular gelir geçer ama derede her zaman su vardır. Bir ekonomide de mallar üretilir ve tüketilir, ama ortalıkta her zaman mal vardır. İşte bu malları ölçen bir araç vardır ki, buna para denmektedir. Derenin suyu nasıl artar ve eksilirse toplulukta da mallar zamanla artar ve eksilir. Dengeli ekonomide mallara paralel olarak paranın da artıp eksilmesi gerekir. Yoksa para fonksiyonunu göremez.

Para, üretilen ve tüketilen mala göre artar veya azalırsa buna kâr diyoruz. Mal artsın veya azalsın, para devamlı artıyorsa buna da faiz diyoruz. Derenin su seviyesini ölçen bir müşir gibi mal seviyesini ölçen araç da paradır. Su seviyesi ister düşsün ister yükselsin, müşir her gün kendi kendine yükseliyorsa bu müşir bizleri yanıltmak için kullanılabilir ama artık Su seviyesini ölçmek için kullanılmaz. Enflasyonlu para da böyledir.

Genel anlamda ve ülke çapında faiz; Enflasyonla tanımlanır. Dar çerçevede ise faiz, paranın zamanla artmasıdır. Geçen yıl 10 altınım vardı. Bu yıl 11 altınım olmuşsa ve bu artan altın karşılığında eğer hiç bir mal ve değer üretilmemişse, işte bu faizdir. Buna karşılık başkasının, tüketemeyeceği bir taşınır veya taşınmaz mal artışı meydana gelmişse bu faiz değildir.

Benim paramda:

a - Emeğime karşı,

b - Elimden çıkardığım mala karşı,

c - Elimdeki taşınmazın yıpranmasına karşı (Kira),

d - Hibe, miras, nafaka ve emeklilik gibi sosyal haklara karşı bir artış meydana gelebilir.

Bunda bir mahsur yoktur. Ancak ücretler hizmet mukabili ise, yani gelirler üretimdeki artıştan doğmuyorsa, sosyal haklar vergi ve benzeri karşılığı değilse, tüketim malları veresiye satılıyorsa ve bunlara rağmen hala bende para artışı oluyorsa işte bu faizdir veya haksız bir gelirdir. Sırf para üzerinden yapılan kar da faizdir.

Makroda, milli hasılanın altında artan para faiz değildir!?. Mikroda nasıl bir kimsenin çalışması veya malını satması suretiyle elde ettiği kazançlar faiz sayılmıyorsa, makroda da milli gelirin artışı kadar paranın artışı faiz değildir. Böyle bir yol-ki bu yolda paranın artışının adil olup olmaması ayrı bir konudur. Ancak adil ve dengeli bir ekonomik düzen kuruluncaya kadar yıllık enflasyon kadar para artışını bazı ilim adamları faiz saymamıştır.

Ve yine, rizikoya katılmadan alınan kâr, mal artmadan parayı artırır ve faizdir. Bir işletme kâr da edebilir, zarar da. Kar ve zarar paylaşılıyorsa bu faiz değildir. Eğer sermayeye kârdan daha fazla bir pay ödeniyorsa bu faizdir. Çünkü bu birinin diğer bir kimsenin hakkı olan parasını karşılıksız almasıdır ve son derece yanlıştır. Bu şekilde rizikoya katılmadan elde edilen kazanç malı artırmadan parayı artırır Böylelikle tekele gidiş başlar.

Tüketim mallarının veresiye satışı, itibari parayı arttırır ve faizdir. Tüketim mallarının veresiye satışı da zararlıdır. Çünkü eğer bir bakkal veresiye satış yapıyorsa bu, tedavüle gizli para çıkarıyor demektir. Tüketici o malı yiyip bitirir. Ama para dolaşıp durur. Bu karşılıksız bir para artışıdır ve faizdir. Vade farkı olmasa da faizdir. Bu borçlu yaşama düzenidir.

Tarihte faizin fonksiyonları: İnsanlar çiftçilik dönemine geçince ortak yatırımlar zorunlu oldu. Faiz sayesinde sermaye birikimi oluşmaya başladı. Köy ağaları türedi ve bunlar tarlaları çevirme, su kanalları açma, çift sürme, hayvanları temin etme, tohumluk buğdayı bulma, mahsulü koruma nakletme ve pazarlama problemlerini çözdüler. Bu sayede ortak yollar ve diğer alt yapılar meydana geldi. Ne var ki, pazar dönemine 

geçilince, halk bütün bunları kolayca temin etmeye başladı ve ağalık bir hizmet aracı olmaktan çıkarak sömürü unsuru oldu. İhtiyaç kalmadığı ve sömürü aracı haline geldiği için de toprak kapitalizmi çöktü.

Sonunda faiz, "para kapitalizmini" doğurdu. Aracı mübadele başladıktan sonra altın ve gümüş, para olmaya başladı. Halkın elinde süs ve tasarruf eşyası olarak bulunan altın, artık para ve mübadele aracı oldu. Faiz sayesinde bu paralar bir araya geldi ve ticaret tekelleri doğdu. Bu da büyük zenginliklere sebep oldu ve tam mübadele dönemine geçildi. Böylelikle para kapitalizmi oluştu. Ancak bütün para tüccarın eline geçince halkın satın alma gücü kalmadı. Dolaysı ile kriz ortamı doğdu. Bunun üzerine tüccarlar ellerindeki altın paraları piyasaya sürerek halkın elindeki mülkleri satın almaya başladılar. Tüccar kapitalizmi bu şekilde "sanayi kapitalizmine" dönüştü.

Faiz, böylece sanayi kapitalizmini doğurdu. Tüccarlar halka parayı iade edip yeniden normal hayatın oluşması için mülk edinmeye ve halkı işçi olarak çalıştırmaya başladılar. Bu ise "işçilik dönemini" getirdi. Büyük yatırımlara sebep oldu.

Sonuçta sanayi devrimi gerçekleşti. Ne var ki, bu başarı yine krizlere sebep oldu. Çünkü halkın elinde para kalmadı. Faiz halkın elinde ne varsa aldı. İnsanlar üretilen malları satın alamadılar, fabrikalar durdu ve işsizlik başlayarak ekonomik kriz doğdu. Böylece Keynes' in önerisi ile "banka kapitalizmine" geçildi.

Faiz, sonunda banka kapitalizmini ortaya çıkardı. Artık işçi köle haline getirilmiş, kendisinden alınacak bir şey kalmamıştı. Faizin devam etmesi için mecburen veresiye satışlara başlandı. Nakit paranın yanında “alacak senetleri” de para olarak kullanıldı. Böylece devamlı olarak borçlar arttı, alacaklar arttı. Sonunda alacak tekeli oluştu. Ne var ki, bu alacak tekellerinin sayısı gittikçe azaldı. Fakat güçleri büyüdü. Dünya ekonomisi bir kaç kişinin eline geçti. Bu tekel sadece kendi çıkarlarını düşündüğü için dünya dengelerini sarsmış ve yıkmıştır. Şu an insanlık krizdedir, dünya ekonomisi ağır şekilde hastadır.

Banka kapitalizmi de krizdedir. Enflasyon, işsizlik, açlık ve ödenemez borçlar tüm insanlığın ortak hastalıklarıdır. Bu hastalıklar yolsuzluğu, rüşveti, işkenceyi ve terörü doğurmaktadır. Sömüren bir kaç ülke dışında sağlıklı ekonomiye sahip ülke kalmamıştır.

Bugünkü banka kapitalizmi dünyayı mahvedebilir. Para basma mekanizmasını ellerinde bulunduranlar sonsuz ekonomik güce sahiptir. Dolayısı ile bunlar siyasi otoriteye de hükmetmektedir. Kârı maksimize eden felsefe çevreyi kirletmekte ve genel ahlakı dejenere etmektedir. Batılı ilim adamları felakete gittiğimizi haber vermektedir. Ne var ki, doyumsuz ve sorumsuzca sadece kârını düşünen Tekelci Sermaye Saltanatı bundan başka bir sonuç vermeyecektir. Bunun önüne ancak siyasi gücü, sermaye gücünden kurtardığımız zaman geçilebilecektir. Bu para babalarının karşısında ne halk, ne mahkemeler, ne de ordular durabilir. Bunları durduracak tek güç "Milli Görüş" ve "Adil Düzendir." Sömürü baronlarına bu gücü sağlayanda, para kapitalizmidir!..

Başında seçme siyonistlerin bulunduğu Amerikan merkez bankası para basıyor ve bunu ABD’ye kredi olarak veriyor, onlar da bu paraları kasalarına koyarak karşılığında milli paralarını basıyorlar. Yani Amerikan dolarını mal artışı olmadan çoğaltıyorlar. Sonra kredi olarak diğer bankalara veriyorlar. Bankalar da yine faizle yerli girişimcilere ve başka ülkelere dağıtılıyor. Böylece bütün dünya Amerikan Merkez Bankasına faiz ödüyor.

Faiz ilk bakışta yararlı gibi görünse de aslında oldukça zararlı ve yıkıcıdır. Demek ki tarih boyunca baktığımızda faiz; toprak, para sanayi ve banka kapitalizmlerini doğurdu. Bunlar da kısmen iyi işler yaptılar. Ancak bu kapitalist yönetimler kısa süre sonra krize girmiş ve kendi kendilerini yemişlerdir. Bugün de banka kapitalizmi krizdedir. Artık yeni bir düzen gerekmektedir ve mutlaka İslami esaslara dönmelidir.

Kapitalizm ancak büyümekle yaşar. Faiz, “aslında mal artmadan paranın artmasıdır”. O halde kapitalizm ancak malı arttırmakla yaşayabilir. Bu da nüfusun artmasıyla sağlanabilir. Artan nüfus aslında yeni bir emektir. Yeni tüketicidir. Bunun için kapitalizmin refahını diğer ülkelere de taşımak gerekiyor. Ama batı bunu yapmıyor. Bu ülkeler üçüncü dünya ülkeleridir, dağılmış Sovyetler, Türki Cumhuriyetler ve Çin'dir. Sermayeyi bu ülkelere kaydırmakla batılı ülkeler belki birkaç sene daha rahatlayabilir. Sonra belki denizlerin mikro organizmasından yararlanmayı öğrenir, belki güneş enerjisinden yararlanmayı öğrenir göklere açılır, 

hidrojen enerjisini kullanmayı öğrenir. Öyleyse kapitalizm islah edilebilir. Bundan dolayıdır ki, İslam Ekonomi Düzeni'nde "kapital" yasak değildir. Yasak olan faiz ve tekelciliktir. Biz sadece, kapital sahiplerinin ellerinden varlıklarını almaksızın, tekellerinin etkinliklerini kırmak istiyoruz. Fakat bu tekelleşmeyi önIeyen, serbest piyasa ve rekabeti öngören ve özel sektöre ağırlık veren bir sistemi amaçlıyoruz.

Bu nedenle geçiş sürecinde Faizi yasaklamıyoruz; onu etkisiz hale getiriyoruz. Geçiş döneminde farkı anlaşılsın ve tedricen tedavi yapılsın diye, faizsiz sistem yanında faizli bankalara da izin veriyoruz Bir köyü düşünelim: Herkesin tarlası var, herkes kendi ürettiğini tüketiyor ve yaşıyor. Ne var ki, bir sermayedar köye bir fabrika kurmuş köylüyü çalıştırıyor. Buna biz nimet gözü ile bakıyoruz; Oysa bu fabrika devletin kredisi ile kurulmuştur. Aslında bu fabrikanın devlet kredisiyle yapılması yanlıştır. Halkın parasıyla halk sömürülmemelidir. Bundan dolayı biz krediyi halka vererek fabrika kurduruyoruz. Yani vatandaşı fabrikaya ortak yapıyoruz. Şimdi halk iki yerden birini tercih edebiliyor. İsteyen faiz ile çalışan kapital sahibinin fabrikasında çalışıyor. İsteyen kendi fabrikasında çalışıyor. İsteyen de tarlasında çalışıyor. Seçenekleri çoğaltıyoruz. Böylece kapital sahiplerinin tekel kurmasına izin vermiyoruz.

"İslam Ekonomi Düzeni, tekelsiz kapitalizme veya dengeli Iiberalizme karşı değildir" şeklinde bir tarif yapılabilir. Batılı ilim adamları "biz kapitalizmi islah edelim ancak hür teşebbüs ve rekabet ortamını devam ettirelim" diyorlar. İşte biz de onu yapıyoruz. Kapitalizm ve sosyalizm zulüm ve sömürü aracı olmaktan çıkacak, kötü tarafları atılarak iyi tarafları kalacak. Çünkü bütün bunlar insanlık tarihinin ortak değerleri ve neticeleridir. Daha doğrusu yüzyıllar süren akıl ve araştırma yoluyla bir takım tabii doğruları yakalayabilmişlerdir. Ama İslam bütün bu sorunları temelinden halletmiştir.

Ekonominin altı girdisi vardır:

1 - İnsan,

2 - Eşya,

3 - Mal,

4 - Para,

5 - Emek,

6 - Tesis,

Bunların tabiatları farklıdır. Yapıları da farklıdır.

Hukukta üç çift tasarruf vardır:

1 - Eşyada, ya özel mülkiyet veya kamu mülkiyeti (taşınmazlarda) gerekli olabilir.

2 - Mallarda, ya serbest tasarruf veya tarifeli tasarruf, tercih edilebilir.

3 - Emekte, ya serbest teşebbüs veya planlı teşebbüs geçerlidir. İşte sistemler, bunları kabul veya ret etmekle oluşur.

a - Kapitalizm kamu mülkiyetini kabul etmez

b - Komünizm, özel mülkiyeti kabul etmez,

c - Liberalizm, tarifeli tasarrufu kabul etmez,

d - Sosyalizm serbest tasarrufu kabul etmez,

e - Amerika teşebbüs kapitalizmi planlamayı kabul etmez,

f - Eski Sovyetlerin devlet sosyalizmi serbest teşebbüsü kabul etmezdi.

İslamiyet ise zorlamasız denge düzenidir. Eşyanın üretilmesinde "Özel mülkiyeti", bazı ortak varlıkların topluma ait olmasında "kamu mülkiyeti", malların değiştirilmesinde "serbest tasarrufu", paranın krediye dönüşmesinde "tarifeli tasarrufu", üretimde, "ilgi ve ihtiyaca göre teşebbüsü", yatırımlarda "planlı teşebbüsü" esas alır. Çünkü İslamiyet yasaklara değil; hukuk düzeninde oluşmuş teşviklere dayanır. Menfaat mücadelesi yerine, çıkar paralelliği vardır.

Tekel, üretimi yarıya düşürür. Tekel, karı maksimize eden bir fiyat politikası uygular. Ucuz alıp pahalı satar. Ancak kapitalizmde en karlı durum, tam istihdamın yarıya inmesi ile mümkündür. Bu da insanlığın yarısının işsiz ve aç kalması demektir. İşte bugünkü sorun da budur. Faiz tekeli, tekel de bu sorunları doğurmuştur.

Makroda faiz, enflasyonu; enflasyon ise fiyat ve ücret anarşisini doğurur. Enflasyonun ana kaynağı faizdir. Faiz enflasyonu arttırır. Enflasyon fiyat ve ücret anarşisini ortaya çıkarır. Bu durumda ne türetici nede tüketici bütçesini yapamaz, kâr ve zarar hesaplanamaz. Teşebbüsler durur, ekonomik kriz yoğunlaşır. Sonuç işsizlik ve açlıktır, ekonomik kriz kaçınılmazdır.

Faiz toplumda sınıfları doğurur, eksik ve kısıtlı istihdamla zoraki bir denge kurar. Faiz ile zenginler ve yoksullar diye iki sınıf ortaya çıkar. Zenginler istedikleri işçileri çalıştırarak kendi sömürü düzenlerini oturturlar. Sadece çalışan işçiler bundan yararlanırlar. Ancak büyük bir kitle iş bulamaz ve sefalet içinde olur. Keynes buna karşı çareyi emisyonda bulmuştur. Keşfi yerindedir. Ama pansuman tedbir gibidir. Çünkü; Emisyon enflasyona sebep olur. Reel faizi sıfıra indirir. Böylece kapitalizmin ömrü uzar. Çünkü makroda reel faizden vazgeçilmiş olur. Yani Peygamberlerin getirdiği sermaye vergisini Keynes kağıt para hilesi ile sağlama yolunu tutmuştur. Ama bu geçici bir durumdur. Uzun vadede hastalığı kronik hale sokmuştur.

Mikroda faiz ekonomik tıkanıklığa ve krize sebep olur. Elinde parası olan daha fazla faiz bulacağım diye elindeki bu parayı çıkarmaz. Böylece para sirkülasyonu olmaz. Elinde malı olan tüccar da faizi karşılayabilmek için durup dururken fiyatları arttırmak zorunda kalır ve halkın satın alma gücünü düşürür. Böylece faiz mikroda da işsizliğin ve yoksulluğun kaynağı olur.

Faiz veresiyeyi zorunlu kılar, Faizli sistemde halkın elinde satın alma gücü kalmaz. Zaten piyasada para da bulunmaz. Ancak veresiye satışlar yapmak suretiyle ekonominin devamı sağlanabilir. Veresiye satınca mallar azalır, fabrikalar harekete geçer, üretim olur. Eski borçlar ödenilir ancak, devam edebilmek için yeniden borçlanmaların olması gereklidir. Böylece veresiye satışlar da enflasyon kaynağı olmaktadır. Bu nedenle enflasyon oranı faizlerden çok yükseğe çıkmaktadır.

Faiz ile enflasyon çelişki içindedirler. Tabiatta entropinin büyümesi kanunu vardır. Yüzde yüz verimli hiç bir makine yapılamaz. Bir işletmede girdiler çıktılara eşit olmaz. Daima daha az bir çıktı elde edilir. Gerçekte ekonomide de bu olay aynıdır. Ancak uygulamada hiç bir faiz kendi değeri ile fiyatlarda kalmaz, daha fazlası ile fiyatlara akseder. Siz üretime %10 faiz katarsanız, bu maliyete örneğin %12 ile yansır. Bunun anlamı enflasyonun devamlı faizden büyük olmasıdır. Oysa reel faizin temini için faizin enflasyondan büyük olması gerekir. İşte bu çelişkidir ve kainat çelişkiyi kabul etmez. Bu nedenle enflasyonlu ülkede reel faizi gerçekleştirmek mümkün değildir.

Faizli ekonomide fiyat anarşisi varsa enflasyon önlenemez. Fiyatların hesaplanabilir şekilde artması faizin doğurduğu bir enflasyondur. Buna hesabi enflasyon diyebiliriz. Bir de fiyat anarşisinden doğan enflasyon vardır ki bu hesaplanamaz.

Faizin buna doğrudan etkisi yoktur. Ne var ki, böyle bir anarşi faizi etkiler ve faizin yüksek olmasına neden olur. Dolayısıyla artık rotadan çıkmış gemi gibi merkez bankaları paraya komuta edemez hale gelirler.

Özet olarak;

1 - Faiz, paranın zamanla artmasıdır.

2 - Faiz, enflasyona sebep olmaktadır.

3 - Faiz, gelişmeyi durdurmaktadır.

4 - Faiz, tekele neden olmaktadır.

5 - Faizli sistem de ekonomik denge kurulamayacaktır.

6 - Pozitif faiz çelişkidir, gerçekleşmesi imkânsızdır.

7 - Faiz ekonomiye geri dönemediğinden zararlıdır.

8 - Faiz hızlanarak artmak zorundadır.

9 - Fiyat anarşisinden doğan enflasyon faizli sistemi işlemez hale sokmaktadır.

10 - Faiz çıkar çatışmasına dayanır, savaşların ve anarşinin kaynağıdır. 

Mili Çözüm Dergisi Necmettin Erbakan Ahmet Akgül Meali Kerim