Dayanışma Ortaklığı

Adil Düzendeki "Dayanışma Ortaklığı" Sistemini biraz daha açalım:

Adil Düzen, yukarıda da belirtildiği gibi, bir genel düzen içinde, statü ve sorumlulukları belirlenmiş "4" farklı düzenden oluşmaktadır.

1- Siyasi. 2- İktisadi. 3- İlmi 4- Ahlaki düzenler birer "Dayanışma Birimleri" sayılacak, bu kurumlardan her 

birisi kendi bünyesinde çok sayıda "Dayanışma gruplarından" oluşacaktır.

1- Siyasi Gruplar (Siyasi dayanışma ortaklığı):  

Aynı siyasi amaçlar taşıyan kişilerin, bir kurucu başkanın liderliğinde toplanarak ve ortak bir sözleşme imzalayarak kurdukları ortaklık (grup)

2- Ekonomik - Sosyal Gruplar (Mesleki Dayanışma ortaklığı): Belirli meslek ve sanat sahiplerinin ve aynı işi yapan kimselerin bir araya gelerek, oluşturdukları ortaklık (grup)

3- Dini - Sosyal Gruplar (Ahlaki Dayanışma ortaklığı):

Aynı dine bağlı kimselerin veya aynı dinden farklı meşrep, mezhep ve cemaatlerin bir araya toplanarak manevi ve ahlaki hizmet ve hedefler çerçevesinde meydana getirecekleri topluluk (grup)

Çünkü dinlerin çok değişik mezhep ve meşreplere ayrıldığı ve bir insanı kendisini tanıtmak için sadece dinini söylemesinin artık yeterli olmadığı bir gerçektir. Örneğin Nurcular, süleymancılar, Nakşiler, Aleviler hepsi müslüman olmakla beraber çok ayrı şeyler ifade eden kesimlerdir.

Öyle ise insanların kendi beğenip tercih ettikleri mezhep ve meşreplere göre “dini gruplar” oluşturmalarına, kendi mensuplarını ahlaki ve manevi yönden eğitmek yetiştirmek ve murakabe etmek yanında, toplum içinde de resmen "Sosyal Kontrol - Denetleme" görevini yapmalarına fırsat verecek bir yapılanma öngörülmektedir.

4 - İlmi Ekolleşme (Eğitim ve Bilim Dayanışma Ortaklığı):

İnsanların "Ne yapması?" gerektiğine dinleri ve duyguları karar verdiği gibi, bunları "Nasıl yapması?" gerektiğine de akıl ve bilgi (ilim) karar vermektedir.

Gerekli ve yeterli ilim ve birikimin elde edilmesi ve yetişen nesillere öğretilmesi ise, tabiatıyla çeşitli kademede "Eğitim Kurumlarını" gerektirmektedir.

İşte bu ilmi kurumların da ekoller (üniversiteler) halinde organize edilmesi ve ilmi dayanışma ortaklıkları şeklinde “teminatlı ve tazminatlı” hale getirilmesi düşünülmektedir.

“Pakistan’ın kuzeyinde, gizli ABD güdümlü olan, İslam’ı karalamak ve insanlığı korkutmak üzere tasarlanan TALİBAN kontrolündeki bölgede; Merkezi hükümetle yerel aşiretler arasında varılan bir anlaşma sonucu: “şeriat sistemine” geçilmesine izin verildiği, ama kışkırtıcı olmasın diye buna “Adalet Düzeni” denildiği” şeklindeki haberlerin aslında, “Milli Görüşün hazırladığı Adil Düzen’le Taliban şeriatının aynı şey olduğu” kanaatini doğurmaya yönelik kasıtlı bir çarpıtmaca olduğu sırıtacak biçimde sezilmekteydi.

Çünkü Adil Düzen, hem yüzyıllar öncesi şartlara ve ihtiyaçlara göre hazırlanıp uygulanmış devlet yönetimlerinden, hem de bugünkü TALİBAN ve EL-KAİDE gibi yapılanmaların, çağdaş standartlara ve İslam’ın ruhuna aykırı, şeriat kılıflı sistemlerden tamamen ayrı ve farklı; ilmi, insani, tabii, evrensel ve asri bir projeydi.

Sözleşme Metinleri:

Bu dayanışma grup (ortaklık) larının sözleşme metinleri, tarafların (üye - ortakların) serbest isteği ve iradesi ile hazırlanıp imzalanır.

Bunun için:

1- O konuda uzman ve otorite şahsiyetler tarafından hazırlanan ve kanunlaşan "Genel Tüzük" metinleriyle.

2- Bu ortaklığa girenlerin, hazır metinlerden gerekli gördükleri kısımları çıkarmak, eklemek ve değiştirmek suretiyle, ittifak ederek oluşturulan "Ana Sözleşme" geçerli sayılır.

3-Kurucu ve Karar Organı:

Başkan Dini, Siyasi, Ekonomik ve İlmi amaç ve ihtiyaçları içini " grup (dayanışma ortaklığı)" kurmak isteyen bir kişi; Resmi Gazetede yayınlanmış ve kendi aralarında tartışılıp olgunlaştırılmış bir "Ana Sözleşmeye'' kendi adını yazarak ve yeterli sayıda üye - ortağın, adları yazılı belgeyi de toplayarak, bulunduğu yerdeki mülki amire vermek suretiyle ortaklık kurulmuş olacaktır. 72

Grup ve toplulukların da ayrı bir kişiliği (hükmü şahsiyeti) sorumluluğu ve iradesi vardır. Toplumun iradesi ve bilinci ise, onlar adına karar organı olan başkanda temsil edilmektedir.

Başkanlar ise bu yetkilerini istismar ve suiistimal edemesinler diye toplumu temsil kişiliği dışındaki "Özel kişiliğini" resmen kaybetmelidir.

Bu nedenle, başkanlıktan önceki şahsi malvarlığının tabii artışı dışında, anormal şekilde çoğalan yeni zenginliklerinin hesabının sorulmalısı ve el konulması gereklidir.

Başkanlıktan sonra bu şekilde oluşan malvarlıkları kendisinden sonra gelen başkana intikal etmeli ve kendi birimi ve grubu ile ilgili hizmetlerde harcanmak üzere bir vakıf statüsüne dönüşmelidir.

Evet, “bucak reisi, İl valisi veya devlet başkanı” olacak veya bu birimdeki parti, sendika ve ahlaki hizmet gruplarında başkanlık yapacak kimselerin;

1 - Daha önce kazandığı mal varlığı tespit edilmeli.

2 - Başkanlık yetkisini, şirket ve ticaret işlerinde istismar etmesine fırsat verilmemeli.

3 - Başka geliri yoksa, konumuna ve sorumluluğuna uygun bir maaş takdir edilmeli.

4 - Böylece yöneticilik bir menfaat ve saltanat aracı olmaktan çıkarılıp, gönüllü hizmet ve hayır yarışı haline getirilmelidir.

Peki bu Dayanışma Ortaklıklarının fonksiyonları ne olacaktır?

Bu FONKSİYONLAR:

Bu "4" ayrı sosyal grupların (Dayanışma ortaklıklarının) her birinin kendi sahaları ve sınırları içinde farklı işlevler yapacağı gayet doğaldır. Ancak bu "4" sosyal kurumun ortak fonksiyonları da vardır.

Bunlar:

a - Tanıtma.

b - Danışma.

c - Savunma.

d - Dayanışma olacaktır.

a - Tanıtma:

Bir toplumu oluşturan fertlerin çeşitli amaçlar ve ihtiyaçlar nedeniyle biri birlerine ilgi duyacağı ve ilişki kuracağı tabiidir. Bu kimseler ayrı dinlere, değişik düşüncelere, farklı adet ve geleneklere ve çeşitli ilgi ve ideallere sahiptir. İnsanlarla ilişkilerimizin daha medeni ve daha verimli olması için, onları bu yönleriyle tanımamızın gerekli olduğu da bir gerçektir.

İşte teşkil edilecek siyasi, ekonomik, ahlaki ve ilmi dayanışma ortaklıklarının en önemli fonksiyonlarından birisi, kendilerine mensup insanları tanımamıza ve o kişiler hakkında ortak ve genel bazı kanaatlere sahip olmamıza yardımcı olmalarıdır.

Bu durum demokrasilerdeki "açıkIık - şeffaflık" ilkesine de uygun bulunmaktadır

b - Danışma (Bilgi ve fikir edinme):

Adil Düzende kurulması düşünülen dayanışma ortaklıkları birimlerinin diğer önemli bir işlevi de kendi sahalarında, mensuplarına danışmanlık yapacak olmalarıdır.

Şimdi bu konuda "sağlık" la ilgili bir örnek verelim.

Her hangi bir kişi sağlıkla ilgili bir sorunu olduğu zaman, hemen ilgili ortaklık (Ahlaki dayanışma) birimine başvurarak o birimin seçtiği ve (teminat - tazminat) esasına göre anlaştığı pratisyen tabiplere gönderilecektir. Her bucakta ve yerleşim biriminde ücretleri, tedavi ettiği hasta sayısına göre değil, sağlıklı yaşamalarını tekeffül ettiği insan sayısına göre, devletin sağlık hizmetleri bütçesinden karşılanan 10 kadar pratisyen doktor görevlendirilecektir. Pratisyen hekimlerin çözemedikleri sorunlar, bağlı bulundukları bölge hastanelerine ve uzman hekimlere havale edilecektir.

Bu uzman doktorların ücretleri ise kendilerine bağlı pratisyen hekimlerin güçlerine ve başarılarına göre düzenlenecektir. Bu uzman doktorlar ise tedavilerini bağlı olduklarıtıp otoritelerinin, yani çıktıkları üniversite profesörlerinin tekeffül ve teminatı altında yürüteceklerdir. Profesörler de maaş karşılığı ders verme dışında, kendilerine bağlı uzmanların güçlerine ve başarılarına göre ücret alacaklardır. 

Şayet pratisyen veya uzman doktorlar bilgi yetersizliği, ya da ihmal neticesi; hastaların mağdur olmasına sebebiyet vermişlerse, bu zararı bağlı bulundukları tabipler odasının oluşturduğu dayanışma ortaklığı tazmin edecektir.

Tıp otoritelerinin (prof. ve doç.lerin) verdiği reçetelerin veya tedavi usullerinin yanlışlığı ve yetersizliği sebebiyle mağdur olan hastaların ve yakınlarının zararlarını da, o fakültedeki öğretim üyeleri, hastane ve okul yöneticileri birlikte ödeyecektir.

Bu sistemde hastalar azaldığı ve sağlıklı yaşam yaygınlaştığı ölçüde doktorların ücreti artacaktır.

Şimdiki düzende ise doktor ve eczacıların çıkarı, hastaların ve hastalıkların çoğalmasıyla doğru orantılıdır.

Danışmanlık Sorumluluğu:

Toplumda özellikle avukat, doktor mühendis gibi diplomalı serbest meslek erbabının halkı sömürmesini önlemek için "teminatlı danışma" sistemi geliştirilmiştir.

Danışma, herhangi bir konuyu bilenlere sorup ona göre hareket etmektir. Hastalar doktora, inşaat yapanlar mühendise, hukuki problemleri olanlar avukata, dini sorunları olanların müftülere başvurduğu gibi. Ama bugünkü sistemde bütün bunlar verdikleri yanlış bilgi ve belgelerden doğan zararlardan dolayı asla sorumlu değildirler.

İşte bu haksızlığı önlemek için, Adil düzendeki ilmi, mesleki, siyasi ve ahlaki dayanışma birimleri, kendi hizmet sahalarıyla ilgili danışma birimleri oluşturacaktır.

Oluşturulacak bu (Teminatlı ve tazminatlı) danışma sisteminde, kendisine fikir sorulan danışmanların yanlış ve eksik tavsiye ve tekliflerine uyulduğu için doğacak zararları ve sorumluluğu önceden kabul etmesi ve teminat vermesi esas alınmıştır.

Aldığı ilaçlar hastalığını azdıran kişi, bu reçeteyi yazan doktordan, plan ve proje hatasından inşaatı çöken müteahhit bunu çizen mühendisten zararını tazmin edebilecektir. Bu aynı zamanda hizmetlerin peşinen sigorta ettirilmesi demektir.

Ve böyle bir sistemde herkes kendi işinde daha bir dikkat ve hassasiyet gösterecektir.

c – Hukuki Savunma Fonksiyonu:

Adil devlet düzeni hak ve hürriyetler düzenidir. Ancak hürriyet var diye güçlü olanın zayıfları ezmemesi ve sistemin anarşiye dönüşmemesi için de, mağdur ve mazlumların uğradıkları haksızlıklar karşısında kendilerini savunma hakkı verilmelidir.

Bunun için herkesin her ortamda kendisini rahatlık ve ucuzlukla savunabilmesi için de, bu görevin yine dayanışma ortaklığı tarafından üstlenilmesi gerekmektedir.

Her ortaklığın bucaktaki anlaşmalı avukatı, onu aşan sorunları ildeki uzman avukatlar, onların da çözemediği hukuki sorunlar, otorite profesörlere intikal edecektir. Pratisyen avukatlar kazandığı ücretlerin bir kısmını uzman avukatlara, onlar da kazançlarının bir kısmını profesörlere aktaracaklardır.

Böylece toplumda hiç kimse hamisiz ve sahipsiz kalmamış olacaktır.

d - Dayanışma: (Üyelerin başka fertlere veya devlete yönelik zararlarının grup mensuplarınca ortaklaşa karşılanması)

Sosyal gruplara yüklenmesi gereken en önemli fonksiyon budur. Nimet - Külfet dengesine uygun olarak bir toplum içinde bulunmanın avantajlarından yararlanan kimseler, o toplumun zararlarına da ortak olmalıdır.

Şöyle ki her grubun ana sözleşmesinde " üyelerinin zararlarını ortak ödeme " ile ilgili özel esaslar bulunacaktır.

1 - a - Küçük zararların bizzat zarar verenler tarafından ödenmesi gerekir. Ama bunun miktarı sözleşmeye konmalıdır.  

b - Orta halli zararlar bucak dayanışma birimlerince,

 c - Daha büyük zararlar il dayanışma birimlerince,  

d - Bundan daha ağır olan zarar ve tazminatlar ise merkezi (devlet) dayanışma birimlerince karşılanacaktır.

2 - Ana sözIeşmelerde ortakların ödeyebilecekleri miktarın en üst sınırı da belirlenmiş olmalıdır.

Bu miktar, bucaklarda bir kişinin haksız yere öldürülmesi halinde, ödenmesi gereken diyeti (tazminat oranını) aşmamalıdır. İşte bu tespit edilen tazminat, ortak - üyelerin 3 yıl içinde eşit taksitlerle ödeyebilecekleri şekilde taksim ve tahsil edilir. Ancak bir ortağın aylık taksidi, aylık kazancının 3 günlük gelirini aşmaması gerekir.

Bu uygulama bir nevi ceza - müeyyide gibidir.

Bu uygulama ile her grup kendi mensuplarını oto kontrol altına alacak ve tabii bir (emri bilmaruf nehyi anil münker) uygulaması yaygınlaşıp yerleşecektir. Zira bir mensuplarının vereceği zararın maddi cezasını hepsi birden yüklenecektir.

Bu aynı zamanda çok tabii ve tesirli bir sigorta demektir. Ne var ki şimdiki sigortalar gibi aidatlar önceden toplanmayıp, zarar ve tazminat ortaya çıktıktan sonra verilmektedir.

3 - Dayanışma birimlerinin vaktinde ödeyemediği tazminatlar, mağdurların lehine olarak hemen devlet tarafından karşılanıp, bunun daha sonra sorumlu ortaklıktan tahsil cihetine gidilir.

4 - Bu tür tazminat aidatlarını ödemekten aciz bulunan bedeni sakatlar (miskinler) bundan muaf tutulur.

Ama gelir darlığından (fakirlikten) dolayı ödeyemeyen ortakların tazminatı ise, devlet bütçesinden ödenir. Kendilerine ise çalışacakları iş sahası gösterilir.

Dayanışma Ortaklıklarının Muhasebe İşleri:

Her kuruluşun mutlaka bir muhasebesi olduğu gibi, dayanışma birimlerinin de elbette gelir - gider defteri tutulacak, muhasebesi bulunacaktır.

Muhasebe işlerini kurucu başkanlar yürütebilir.

Başkanların her türlü görevini aksatması veya suistimale kalkışması durumunda, şikayet edilerek, soruşturma ve mahkeme sonucu verilecek kararla, ehliyeti (Liderlik yetkisi) elinden alınabilir.

Mili Çözüm Dergisi Necmettin Erbakan Ahmet Akgül Meali Kerim