Adil Düzende HAK Anlayışı

Bize göre şu 4 şey Hak sebebidir:

1 - Doğuştan bütün insanlara Eşit olarak verilen haklar.

A - Yaşama hakkı (can emniyeti)

B - Nesil garantisi (namus emniyeti)

C - Akıl emniyeti (düşünce serbestisi)

D - inanç ve vicdan hürriyeti

E - MüIkiyet hakkı ve meşru yollarla çalışıp kazanma fırsatı.

2 - Emek ve hizmet karşılığı elde edilen haklar.

3 - Karşılıklı ticari, siyasi veya sosyal anlaşmalar sonucu doğan haklar.

 4 - Eşit işe eşit ücret, aynı şartlardaki suça aynı ceza, yaralama ve cana kıyma neticesinde ödenecek tazminat gibi adalet gereği doğan hakklardır.

ZALİM sistemlere ve BATIL düşüncelere göre ise şu 4 şey Hak sebebidir.

1 - Kuvvet: Yani ekonomik ve askeri yönden güçlü olan zayıf ve korumasız olanı ezebilir, sömürebilir.

2 - Çoğunluk: Bir ülkede çoğunluğu ele geçirenlerin azınlıkta kalanlara üstünlük kurmaları ve onları 2.ci ve 3.cü sınıf vatandaş saymaları batılılara göre gayet tabiidir.

3 - İmtiyaz: Zalim ve batıl kafalılara göre Yahudi olmak, Avrupalı veya Amerikalı olmak beyaz ırka mensup olmak, maddi servet veya dini bir etiket sahibi olmak... Başkalarını aşağılamak ve temel haklarına tecavüze kalkışmak için bir hak sebebidir.

4 - Çıkar: Bir yerde ekonomik veya stratejik menfaatleri söz konusu oIursa oraya zorla müdahale etmeyi ve sadece çıkarlarını düşünmeyi batılılar maalesef bir şeytani prensip edinmiştir.

Medeniyetlerin biri birlerinden etkilenmesi söz konusu mudur?

Medeniyetlerin biribirinden etkilenmesi gayet tabiidir. Ancak batıl medeniyetlerin Hak dinlerden kopya ettiklere bazı değerleri zamanla dejenere ettikleri de tarihi bir gerçektir.

Bakınız İslam dini ve medeniyeti, en kamil ve en adil manada insan haklarıyla ilgili temel kural ve kurumlar koymuş ve geliştirmiş, bugünkü batı medeniyeti ise bunlardan etkilenerek Birleşmiş Milletler Teşkilatını kurmuş, ancak adalet ve insaniyet kılıfı geçirilen bu teşkilat 5 güçlü ülkenin veto yetkisiyle yozlaştırılmış, siyonizmin ve emperyalizmin bir zulüm ve sömürü aracı haline getirilmiştir.

İslam, refahın yaygınlaştırılması, her türlü sömürünün, faizin ve tekelleşmenin kaldırılması için tedbirler getirmiş, Batı bundan etkilenerek Sosyalizmi geliştirmiş, ancak komünist parti diktatörlüğüne geçerek halkı ezmiştir.

İslam Serbest Piyasa ekonomisini ve ferdi teşebbüs (girişimcilik) hürriyetini teşvik etmiş, Batı bundan esinlenerek kapitalizmi sistemleştirmiş, ancak faizi, israf ekonomisini ve gayrı meşru kazanç şekillerini serbest bırakması sonucu siyonist tekeller ve sermaye diktatörlüğü ile hayatı ve insanlığı berbat etmiştir.

İslam, fertler, şirketler veya cemiyetler planında ve meşru platformda karşılıklı anlaşma serbestiyetini getirmiş, Batı bundan etkilenerek tapu ve mülkiyet hakkı ve evlenme ve nikah akdi gibi kurumları öğrenmiş ve geliştirmiş, ama sonunda sınırsız ve sorumsuz bir hürriyet anlayışını yerleştirmekle ahlaksızlığın yaygınlaşmasını ve toplumların yozlaşmasını netice vermiştir.

İslam; sosyal ve siyasal yapıda uzlaşmaya dayanan ve toplumun her kesiminin katılımını amaçlayan bir konsensüsü sağlamış, Batı bundan yararlanarak hükümetlerde koalisyon sistemini geliştirmiş, ama bu durum çoğunluğun azınlığa hatta bazen azınlığın çoğunluğa tahakkümünü getirmiştir.

Örneğin % 30 oy alan bir parti hükümet olmakta ve geri kalan %70'i ezebilmektedir.

İslam medeniyeti ilimde sembollerle düşünmeyi, deneme metodunu, parçadan tüme varım prensibini, araştırma tartışma ve içtihat sistemini getirmiş, Batı bunlardan yararlanarak Müspet ilimleri ve teknolojiyi geliştirmiş, ancak hukukta, sosyal hayatta ve manevi sahada bunları uygulayamadığından, sonunda teknolojiyi tanrılaştırıp ahlakı ve adaleti mahvetmiş ve insan diye etten ve kemikten robotlar üretmiştir.

İslam hak ve adaletin ve ilmi neticelerin insanlığın ortak malı olması sebebiyle, bunların evrenseIleşmesini istemiş, Batı bundan etkiIenerek kısmi ve şekli bir "küreselleşme” göstermiş ancak bununla sömürü düzenini yaymış ve yerleştirmiştir.

Temel iman esasları ve genel ahlak kuralları bütün Hak dinlerin değişmez ortak özelliği olmakla beraber, ibadet şekilleri ve özellikle şeriat (hukuk) düzenlerinin tabii ve tarihi bir tekamüle uğradığını görüyoruz. Bu nasıl olmaktadır?

Bakınız, Kur'andan önce kendilerine ilahi kitaplar indirilen peygamberlerden

1 - Suhuf sahibi Hz. İbrahim dininde ve döneminde diğer imani ve ahlaki esaslar yanında özellikle "İLİM DÜZENİ"nin temel prensiplerinin yerleştirildiğini görüyoruz.

a) Onların etkisizliğini ve çaresizliğini göstermek için Hz. İbrahim’in putların hepsini kırıp haltayı "belki bu yapmıştır" diyerek, en büyüklerinin boynuna asması 32  doğruyu bulmak için akli muhakeme ve mukayese (karşılaştırma ve karar verme) metodunu,

b) Allah’ı ve yüce Yaratıcı'yı (cc) bulmaya çalışırken yıldıza, aya ve güneşe takılması 33 İlim ve araştırma yolunu, sınama - yanılma suretiyle doğruya ulaşma metodunu,

c) “ Ya Rabbi, ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster. Ta ki kalbim mutmain olsun."34 duası, kalpleri ve kafaları meşgul ve merak edilen soruların izah ve ispat edilmesi hususunu öğreten ilmi esaslardır.

2 - Kendisine Tevrat gönderilen Hz. Musa (as) döneminde ise diğer dini esaslar yanında özellikle Hukuk ve Siyaset düzeninin geliştiğine ve yerleştiğine şahit oluyoruz. “Hidayeti (Hakk ve doğruyu) bulasınız diye Hz. Musa'ya (Tevrat) kitabı ve (Hak ile Batılı ayıran ve adalet esaslarını ortaya koyan) Furkan'ı verdik" 35 ayeti bunu göstermektedir.

Hz. Musa'ya verilen meşhur 10. emir, "Kuralları ancak krallar koyar ve herkes mecburen ona uyar" esasına dayanan Firavun düşüncesine karşı,

"Hayır, kurallar Hak ölçülerine göre koyulacaktır. Krallar da kurallara uyacaktır" seklindeki adalet düzeninin prensipleridir.

3 - Kendisine Zebur kitabı verilen Hz. Davut Peygamber (as) döneminde ise özellikle "(Biz Davud'a) güzel zırhlar imal et. Dokuması ölçülü (ve planlı) olsun.. İyi (ve kaliteli) işler yapın... (işinize hile katmayın .. emrini verdik)"

"Davut Peygamber elinin emeği ile geçinirdi" (Hadis-i şerif) gibi ayet ve hadisler,

a - Toplumun huzur ve Refahı için insanların mutlaka sistemli bir şekilde çalışması ve üretmesi,

b - Herkesin ancak ürettiği kadar tüketmesi ve böylece sömürü ve beleşçiliğin terk edilmesi,

 

c - Sınai veya zirai üretimin çoğaltılması ve kalitenin artırılması için ilmi ve teknolojik gelişmelerin gerçekleştirilmesi gibi “ ADİL EKONOMİK DÜZEN” temellerinin atıldığını anlıyoruz.

4 – “Tevratı tasdik edici ve Hz. Musa’ nın şeriatını takip ve tatbik edici olarak” 37 gönderilen ve kendisine İncil verilen Hz. İsa'nın (as) dininde ve devrinde ise özellikle “toplumda genel ahlakın gelişmesi, sosyal disiplin kurallarının yerleşmesi, ibadet ve takva terbiyesinin sistemleşmesi” üzerinde durulduğunu ve örnek bir "AHLAK’ İ DÜZEN"in kurulduğunu biliyoruz.

5 - Kur'anı Kerim ise, Hak ile Batılı ayıran Furkan’dır.38 Çünkü iyilikle kötülük, zulüm ile adalet, doğrulukla sapıklık biribirinden ayrılmıştır. 39

Kur'an hak ile indirilmiş, Tevrat, İncil, Zebur ve Suhuf’u tasdik etmek ve tamamlamak üzere gönderilmiştir. 

Bu bakımdan daha önceki Hak dinlerin "yönlendirici" özelliğine karşılık, İslamın "Tanzim edici" olduğu görülmektedir. Barış ve bereket medeniyetinin yeni ve orjinal bir takdimi olan Adil Düzen'de de "ilmi, Siyasi, iktisadi ve ahlaki" düzenlerin hepsi çok güzel ve mükemmel bir uyum halinde, ama her biri ayrı ve özerk şekilde yeniden tanzim edilmiştir.

Yani Adil Düzen hem "Komple" bir düzendir. Hem de "Koordine" bir sistemdir.

Komple'dir; çünkü toplum hayatının tamamını kuşatan ve her konuda yeterli ve gerekli kurum ve kurallardan oluşan ve ilmi metodlarla olgunlaştırılan bir düzendir.

 

Koordine’dir; Çünkü maddi ve manevi her sahadaki ve farklı hususlardaki program ve parçaları, aynı amaca yönelik bir bütünlük halinde ortaya koyan bir sistemdir

Mili Çözüm Dergisi Necmettin Erbakan Ahmet Akgül Meali Kerim