Zekat ve Teşkilat

İslam’da zekat, devlete ödenecek bir vergidir. Bu zekat vergisini mükelIeflerden bizzat devlet toplar ve harcamayı da yine devlet yapar... Zekatın kimlere ve nerelere verileceğini bildiren ayeti kerime dikkatle incelenirse, adil bir devletin hizmet ve harcama yapacağı bütün kesimleri içine aldığı görülecektir.

"Sadakalar (zekat vergileri) Allah tarafından bir farz olarak ancak fakirlere, miskinlere, onlar üzerinde çalışanlara, kalpleri telif edilmek (Barış ve adalet düzenine ısındırılmak) istenenlere, kölelere, borçlulara, Allah yoluna ve yolculara mahsustur." 50

Bu ayet devlet bütçesinin nerelere ve nasıl harcanacağını da göstermektedir.

Ayette sadakaların (zekat vergilerinin) harcanacağı yerler gösterilirken önce dört sınıf için başta "Lam" harfi kullanılmış, geri kalan dört sınıfın her ikisi için de başlarına ayrı ayrı "Fi" getirilmiştir.

Yani, bu harfler yardım ile zekat vergilerinin üç ana bölüme ayrılacağını ve ayrı hükümlere tabi tutulacağını çıkarmak mümkündür.

Birinci bölüme giren " fakir, miskin ve müellefetül kuluba" paylarının bizzat kendilerine verileceği, İkinci bölüme giren "köleler borçlular" payının kredi müesseseleri için kullanılabileceği, Üçüncü bölüme giren "Allah yolunda ve yolcular" için emredilen kısmın ise kamu hizmetleri için harcanabileceği hususunda görüş beyan eden alimler vardır. 51 Ayette geçen Fakir; Geliri giderine yetmeyen, geçiminde güçlük çeken kimselerdir. Miskin ise, hiçbir geliri bulunmayan yoksullardır. Bazı ayetlerin ifadesine göre fakirler çalışma gücüne sahip olmayan, miskinler ise sermaye gücü bulunmayan kimselerdir. O halde devlet bütçesinden fakirlere geçim yardımı, miskinlere de sermaye yardımı yapılır.

Bu nedenle sağlıklı bulunsalar ve hatta bir işte çalışır olsalar bile, kendisini ve ailesini geçindirmekte zorluk çeken yoksul vatandaşlarına yardım etmek devletin vazifesidir.

Ayette geçen "Amiline aleyha: Onlar üzerinde çalışanlar" vergilerin toplanmasında ve dağıtılmasında çalışan bütün görevlileri ve hatta devlet hizmetinde bulunan tüm memurları içine alır...

Zira Hz. Ömer, halife olan Hz. Ebubekir'in (ra) geçimini temin için çarşıda ticaretle uğraştığını görünce, şurayı toplayarak kendisine yetecek kadar bir maaş tayin ve takdir etmişlerdir. 52

"MUELLEFETÜL - KULUB:" Kalpleri İslam’ın barış ve bereket nizamına ısındırılmaya çalışılan veya şerrini defetmeye uğraşılan kimselerdir. İbni Rüşt, İmamı Azam ve İmamı Şafii bu sınıfın her zaman bulunacağı ve bu hükmün uygulanacağı görüşünde olduklarını söyler. 53

Prof. Hamidullah'ta müellefetül kulub fonunun "örtülü ödenek" cinsinden Müslüman toplum içinde açılacak çeşitli gedikleri ve tehlikeleri önlemek ve İslami güçlendirmek için kullanılabileceğini savunur. 54

RİKAB kelimesi ise her türlü köleleri, esirleri, bunlar için ödenecek fidyeleri ifade eder. Her çeşit sığınmacılar ve göçmenler için harcanan giderler de bu sınıfa dahil edilebilir.

GARİMİN: çeşitli sebeplerle borç altına girmiş ve bundan kurtulma çarelerini yitirmiş kimselerdir. İflas etmiş, deprem, sel, yangın gibi felaketlerle serveti elinden gitmiş kimseler de "Garimin" den sayılabilir.

Çeşitli suçlar ve cinayetler nedeniyle verilen diyet ve tazminatları (para cezalarını) ödeyemeyen ve bu yüzden hapsedilen kimselerin borçu da bu kısımdan ödenebilir.

FİSEBİLİLLAH: Allah yolu demektir. Bu sınıfta en başta Adalet nizamının kurulması ve korunması için çalışan mücahitler, ordu ve asker için gerekli silah ve malzemeler, ilim tahsil eden öğrenciler ve ilim için gerekli müesseseler, ayrıca hastane, çeşme, düşkünler yurdu gibi bütün hayır kurumları ve sosyal hizmetler bu mana içinde düşünülebilir.

İBNİ SEBİL ise seyahat, ticaret ve ziyaret maksadıyla yola çıkan ve çeşitli nedenlerle parasız kalan kimselerdir. Fakir düşen hacılar da bu sınıfa girebilir. Sokağa atılan sahipsiz çocuklarda bunlara katılabilir.

Zekat gelirlerinin verilmesi emredilen bu sekiz sınıf, bir devletin harcama yapacağı bütün kesimleri içine alır. Bu nedenle zekat devlet eliyle toplanan ve harcanan bir vergi olmaktadır.

Evrensel hukuk kurallarına dayanmayan ve adil olmayan bir düzende, sömürü ve zulmün hakim olduğu bir dönemde, inanan insanların Adaleti hakım kılmak ve zulmü ortadan kaldırmak için gayret etmeleri ve bunun için de her şeyden önce disiplinli ve düzenli bir Cemaat ve teşkilat haline gelmeleri şarttır.

İşte bu durumda müslümanlar zekatlarını adil devletin çekirdeği olan bu hizmet teşkilatına vermek durumundadır. Çünkü fiili ve fikri işgal dönemlerinden kurtuluş ancak böyle mümkün olacaktır.

İşte bu kurtuluş hareketinin asıl bütçesi ise şuurlu müslümanların verecekleri zekatlardan oluşacaktır. Ve başta cihadın amacına ulaşması olmak üzere ayette emredilen sekiz sınıf için yapılacak harcamalar bu fondan karşılanacaktır. Böylece teşkilat mensupları arasında bir huzur ve güven ortamı da sağlanacaktır.

Zekat verecek zenginlikteki şuurlu müslümanların zekatlarını cihat teşkilatına vermelerinin dünyevi ve uhrevi faydalarından bir kısmı şunlardır:

1- Mükellef ve zengin müslümanlar hem farz kılınan zekat borcundan kurtulmuş, Allah'ın rahmet ve bereketine kavuşmuş olurlar.

2– Hem de, böylece kurtuluş davasına maddi katkıda bulunmuş olduklarından ayrıca cihat sevabı da kazanmış olurlar.

3- Yakınlarından, tanıdıklarından, fakir ve yoksul kimselere veya öğrencilere zekatı bizzat vermek yerine, bunların isim ve adresini bildirerek teşkilat eliyle gönderilmesi:

a Zekat vereni riyadan ve başkasına üstünlük taslamaktan,

b- Zekat alanı ise mahcubiyetten ve minnet altında kalmaktan kurtarır.

4- Yardımların teşkilat eliyle yapılması insanların kalbini Hak davaya ısındırır ve bağlılıklarını artırır.

5- Zekatları hizmet ve hayır teşkilatına vermekle aynı zamanda Adil bir Devlet Düzeninin vatandaşlığına da alışılmış olunur. Zira zaten Adil Devlet Düzeninde bütün vergiler devlete ödenecektir.

Kurtuluş mücadelesi sırasında cihat teşkilatına zekat verilmez diyenlere ise şu sorulur:

Zekatın verileceği sekiz sınıftan birisinin de ayette geçen "Fisebillilah" (Allah yolu için) olduğu, Allah yolundan da her şeyden önce ülkenin her türlü işgalden kurtarılması ve tam bağımsızlığa kavuşulması için yapılan “cihad”ın anlatıldığı üzerinde İslam uleması ittifak etmiştir. Bu nedenle hürriyet ve hukuk düzenine kavuşmak üzere yola çıkan bir harekete katılmak ve katkıda bulunmak dini ve insani bir vecibedir.

Eğer bu yapılanlar cihat kapsamına girerse-ki öyledir. O takdirde zaten şüpheler ve itirazlar yersizdir....