Çevre Kirliliği ve Ahlaki Yozlaşma

Dünyayı tehdit eden cinsel kirlenmeyle çevre kirliliği, ülkemizde de giderek tehlikeli boyutlara tırmanmaktadır.

Evlilik dışı cinsel ilişki, hem basın ve televizyon yoluyla, hem de sözde sanat ve sosyete hayatıyla devamlı teşvik ve tahrik edilmekte, sağlam aile yapımız dinamitlenmekte, fuhuş ve cinsi sapıklık hızla yayılmaktadır. Bu artan fuhuş ve cinsi sapıklıklar insan vücudunda AİDS, Domuz Gribi ve Frengi gibi biyolojik kirlilikler yanında, çok önemli psikolojik çöküntülere de neden olmaktadır.

Ayrıca, Hıristiyan Batıdan kopya edilen, oysa onları bile kokuşmuşluğa sürükleyen evlilik konusundaki katılık, pek çok kadını kocasız bırakmakta, erkeklerin de evlilik dışı ilişkilere girişmesine zemin hazırlamakta ve cinsi sapıklıkları azdırmaktadır.

Bu arada doğum kontrolünün yaygınlaştırılması ve hatta kürtajın serbest bırakılması da gayri meşru ilişkileri kolaylaştırmakta ve neslimiz giderek dejenere olmaktadır.

Böylece bir yandan sağlıklı nüfus artışımız engellenirken, diğer yandan da toplum ruhen ve bedenen bozulmakta ve yozlaşmaktadır.

Bu ahlaki çürüme yanında, sanayi artıklarının ve çöp yığınlarının sorumsuzca çevreye atılması hem toprağı, hem kıyıları, hem akarsuları, hem havayı, hem de canlılar dünyasını insafsızca kirletmekte ve doğal yaşamı terletmektedir. Çözüm Önerileri:

1. Hanımların hasta ve sakat bulunması, dolayısıyla evinin ve beyinin doğal ihtiyaçlarını karşılayamaması, erkeğin maddi ve bedeni durumunun müsait olması ve eşinin de rızası alınması koşuluyla ve tabi zaruret hallerinde ikinci evliliğe izin veren yeni kanuni düzenlemeler yapılmalıdır. Normal şartlarda ise tek evlilik esas alınmalıdır. Böylece yuva dağılmaları, kadınların ve çocukların sahipsiz kalmaları ve fuhşun yaygınlaşması önlenmiş olacaktır.

2. Evlenme ve yuva kurma kolaylaştırılmalı ve kredili devlet desteği sağlanmalıdır.

3. Üniversite öğrencilerine, hem okuma hem de çalışma imkânları hazırlanmalı ve bunlardan evlenen gençlere iş bulmada öncelik tanınmalıdır.

4. Ahlaksızlığı ve cinsi sapıklığı teşvik eden yayınlar yasaklanmalı ve medya ciddi bir disipline tabi tutulmalıdır.

5. Genelevler kapatılmalı ve hiç değilse şehir merkezinden mutlaka kaldırılıp uzaklaştırılmalıdır.

 Buradaki kadınlar ise;

a. Kendilerini himayesi altına almak ve birlikte yaşamak isteyenler varsa, özel ve ikinci bir nikâhla onlara bırakılmalıdır.

b. Bu kadınlara, hanımlık haysiyetine uygun çalışma koşullan oluşturulmalıdır.

c. Sahipsiz kadınlar için "sığınma evleri" açılmalıdır.

d. Bunlarla beraber olmak isteyen erkeklere ise; “özel nikâh” kıyarak ve birbirlerine karşı resmen sorumlu tutarak, birlikte yaşama şartları hazırlanmalıdır.

e. Unutulmasın ki özel mazeret ve mecburiyetler durumunda verilen; "birden fazla evlilik" ruhsatı, erkeklerin şehvet keyfi için değil, kadınların kocasız ve korumasız kalmaması için, zaruret halinde gerekli ve geçerli sayılmıştır. Çok evliliği yasaklayıp, ama çok kadınla yatıp kalkmayı ve zinayı serbest bırakmak, insanlığı ahlaken iflas noktasına taşımıştır. Bu şartlardaki kadın erkek eşitliği sadece laftadır ve safsatadır. Zira bu batıl zihniyetle kadın, maalesef orta malına ve şehvet aracına dönüşmüş durumdadır. Hem tabii ve fizyolojik şartlar, hem tarihi ve sosyolojik hakikatler tek evlilik konusundaki katılığın yanlış ve yararsız olduğunu ortaya koymaktadır. Özetle, elbette tek evlilik esas alınmalı, ama özel mazeret ve mecburiyetler de hesaba katılmalı ve çözüm yolları aranmalıdır.

Çevre Kirliliğini Önlemek İçin:

a. Türkiye'de yeterli sayıda ve çeşitli sahalarda (mesela 10 tane) çevre vakfı oluşturulmalıdır.

b. Yeni fabrikalar kuracak kimselerden bu vakıflara "yatırım ve katkı payı" alınmalıdır.

c. Toplanan paralarla "atıkları temizleme ve değerlendirme" tesisleri kurulmalıdır.

d. Fabrika, atölye ve diğer işletmelerin çevreye verdikleri zararlar bu vakıflar tarafından takip edilmeli ve caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır.

e. Hiçbir artığın doğrudan suya, havaya ve toprağa verilmesine fırsat tanınmamalıdır,

f. Ülkenin her yöresinin ağaçlandırılması, ormanların ıslahı ve yaygınlaştırılması konusunda kanuni düzenlemeler yapılmalıdır. 

g. Bütün bu uygulamaların kolaylaşması ve destek bulunması için, belediyelere ve yerel yönetimlere de hem yetki hem de kaynak sağlanmalıdır.

7 Haziran 2009 sayısında (sh: 39) Aydınlık:

“‘Adil Düzen’in önündeki engeller’ tartışmasını 29 Ekim'de başlatacakmış” diye yazmıştı:

“18. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, 28-30 Mayıs günleri arasında İstanbul'da yapıldı. 70'i aşkın ülkeden cumhurbaşkanları, bakanlar ve akademisyenlerin katıldığı kongrenin onur konuğu Necmettin Erbakan'dı. Kürsüye “Mücahit Erbakan" ifadesiyle çağrılmasına alıştığımız Erbakan, bu kez "Cumhuriyet'in 54. Hükümeti'nin Başbakanı" olarak takdim edildi. Konuşmasında dikkat çekici vurgular yapan Erbakan, şunları söyledi: "Bu kongreleri yılda iki kez yapıyoruz. 29 Mayıs'ta yaptığımız ilk toplantıyı

İstanbul'un Fethinin yıldönümüne denk getiriyoruz ve Adil Düzen’in nasıl olması gerektiğini tartışıyoruz. İkincisini ise 29 Ekim'e, yani Cumhuriyet'in ilan edildiği güne denk getiriyoruz. Bu toplantımızda da Adil Düzenin önündeki engellerin nasıl ortadan kaldırılacağını tartışıyoruz." İstanbul'un Fethinin 556. yıldönümü kutlamalarına da katılan Erbakan'ın "İslam dini Cihat dinidir. Cihat, Cihat, Cihat!" sözleri de, medyada "Cihat çağrısı" olarak değerlendirildi.”

Evet, ülkemizi, bölgemizi ve tüm mazlum milletleri kuşatıp kıskacına alan Siyonist ve emperyalist, zalim dünya sistemi yıkılacak ve Adil bir Düzen mutlaka kurulacaktı. İyi de Aydınlık’ın gocunması acaba, nereden kaynaklanmaktaydı?! Daha doğrusu bunlar kimden yanaydı…