Adil Düzen'de Yargı

Adil Düzende "Yargı - kaza"nın hem karakteri (fonksiyonel yapısı) değişmekte hem de kapsamı genişlemektedir.

Günümüzde yargı, sadece ortaya çıkan ihtilafları karara bağlayan ve savcılık olarak kamu adına soruşturma yapan bir kurum şeklinde anlaşılmaktadır. Oysa yargı kuvveti bununla sınırlı kalmamalıdır. Yargının ayrı ve bağımsız bir kuvvet olması ve yürütmenin (siyasi hükümetin) baskısından kurtulması için bazı yeni yetki ve sorumluluklarla donatılması gereklidir.

Çünkü yargı, "güvenlik, zilyetliğin (Bir malı kullanma ve elinde tutma hakkının) tespiti, soruşturma, hakemlik, kararların alınması, infaz (alınan kararların uygulanması), paylaşma ve mülki taksimat" konularını da kapsayan geniş bir alanı oluşturmaktadır. Bu nedenle yargı, yeni görev ve yetkilerle ayrı ve bağımsız bir kuvvet - güç olmalıdır. Adil düzende kuvvetler ayrılığı prensibi dengeli ve disiplinli bir şekilde gerçekten uygulanacaktır.

Böylesine etkin bir yargıdan önce yeterli ve tutarlı bir mevzuatın (ilgili kanun ve kuralların) yapılması gerekmektedir. Çünkü yargı, ancak yasama organının oluşturduğu mevzuata göre fonksiyonlarını icra edebilecektir.

Adil Düzende hem "Özel Hukuk", hem de "Kamu hukuku" çoğulculuk prensibine göre oluşacaktır.

"Özel Hukuk" Mezheplerin ve hukuk ekollerinin "Tip (örnek) sözleşmeler" haline getirdikleri mukavelelerle (anlaşma metinleriyle) düzenlenecektir. Bunların bir nüshası “Devlet-Denetleme Kurulları”na gönderilecektir. Kişiler, istedikleri hukuk ekolüne göre özel yaşamlarını düzenleyebilecektir. Devlet, vatandaşlarını, özel hayatlarını düzenlerken tek tip bir hukuk modeline uymaya mecbur tutmayacaktır.

"Kamu hukuku" ise, devletin temel ve genel sistemine ve anayasal disiplinine uygunluk şartıyla, bölgelerin ve il yönetimlerinin yöresel istek ve ihtiyaçlarına göre, kendi yasama (Özel İdare) meclislerinde tartışılarak ve ittifakla oluşturdukları hukuki düzenlemelerdir. Her bölgedeki il ve bucak yönetimine halkın özellik ve önceliklerine göre ve ortak anayasal kurallara bağlı kalmak üzere gerekli düzenlemeleri yapma imkanı verilir.

Temel hukuk prensiplerine ve devletin genel düzenine uygun olma koşulu ile bu tür uygulamalara izin verilmesi:

Ülkedeki farklı din ve mezheplerin; evlenme ve nikâh törenleri, yöresel bayram ve şenlikleri, yiyecek ve içecekler konusundaki tercih ve titizlikleri, özel dini-manevi eğitim ve etkinlikleri, coğrafi şartlara ve geleneksel törelere bağlı ortak kabulleri gibi durumların demokratik katılım ve konsensüsle disiplinize edilmesi, resmileştirilip denetlenebilir hale getirilmesi ve bu elastikiyet sayesinde, zaten gizli-saklı yürütülen işlere serbestiyet kazandırılıp hürriyetlerin genişletilmesi, böylece halka huzur ve güven telkin edilmesi içinyararlı ve gereklidir. 

Bir yerleşim birimindeki halkın genel istek ve ihtiyaçlarına göre belirlenmiş bu özel hukuki düzenlemeleri beğenmeyenler, o birimden ayrılıp göç edebilme hakkına bile sahiptir. Birim yönetimi, göç edenlerin veya sürgün edilenlerin gayrimenkullerini (ev ve arazi gibi taşınmaz mallarını) piyasa değeri üzerinden satın alıp değerini ödemek mecburiyetindedir. Halkın seçimiyle o göreve gelmiş olan birim başkanı, fitne ve fesat çıkaran ve yapılan ikaz ve ihtarlara aldırmayan huzursuz ve uyumsuz kimseleri fitne ve fesadı önlemek için oradan sürülmelerini isteme yetkisine sahiptir. Bunun dışında, birim başkanlarına kendi inisiyatifiyle bir ceza verme yetkisi verilmemiştir. Bu birimlerin en küçük olanı bucak; nüfusu 3 bin ile 10 bin arasında olan yerleşim ve yönetim birimleridir. İnsanların biri birlerini şahsen tanıyabilecekleri bir büyüklüktedir.

Barış döneminde nizalar (anlaşmazlıklar) "hakem kararları" ile çözülecektir. Savaş ve isyan gibi olağanüstü durumlarda ise kararlar ve infazlar, emir komuta prensiplerine göre alınır ve uygulanır. Barış döneminde hakem kararlarına uymayanlar ve adaletten kaçanlar da, yine askeri muhakeme usullerine göre yargılanıp infaz edilir.

İç güvenlik illerde jandarma, bucaklarda ise akileler (özel güvenlik birimleri) ile Dış güvenlik ise ordu ile sağlanır.

Adil Düzende kimsenin şikayetçi olmadığı konularda dava açan bir savcılık kurumu olmayacaktır. Herhangi bir vatandaşın başvurusu, kamu davası açılması için yeterli sayılacaktır.

Her türlü anlaşmazlık önce mülkü amir (seçilmiş hakem başkan), tarafından karara bağlanır. Kararı beğenmeyen taraf dava açar. Zilyetliği (bir malı kullanma yetkisini) belirleme görevi bucak başkanının görüşü alınarak mahkemece karara bağlanır.

Mahkemeye intikal etmiş olaylar, tahkim sistemi ile çözülür. Hakemler ise taraflarca seçilir. Birini davalı, diğerini davacı, başhakemi ise tarafların seçtiği hakemler ittifakla seçerler. Hakem seçmeyenlerin hakemini mülki amir seçer.

Hakemler uzmanlaşacaklar ve zamanla bilirkişilere de ihtiyaç kalmayacaktır.

Mahkemeler bucaklarda da kurulmalıdır. Arazi ve arsa davaları vb. durumlarda ise mahkeme olay yerinde olmalıdır. Davalar ücretsiz açılmalıdır. Dava süreleri kısa olacaktır. Üç duruşmada davayı karara bağlıyamayan hakemlerin, hakemliği düşer ve ücret almayı hak edemezler. Yeni hakemler seçilir dava yeniden araştırılır.

Soruşturmayı yapanlar ile kararı verenler aynı kişiler olmayacaktır. Soruşturmayı dedektifler açık olarak yapacaklarından, ayrıca polis, savcı ve hakim soruşturmasına gerek kalmayacaktır. Soruşturmalar açık yapılacağından işkence vakaları veya iddiaları da ortadan kalkacaktır. Kişi üyesi olduğu siyasi parti yetkililerinin huzurunda sorgulanacaktır. Gözetim altına alınması gerekenler ise evlerinde mecburi iskana tabi tutulacaklardır.

Ağır suçlular, yerleşim biriminden kaçarsa, dava gıyabında yürütülür. Hakemler sanığın aleyhinde karar verirlerse, cezasını çekmek üzere, kendi isteği ile gelmesi istenir. Gelmedikleri takdirde ve eğer var ise, cezası kadar mal varlığına el konur. Bunlar hazineye geçer ve varisleri hak iddia edemez. Ayrıca sanığın bucak sınırları içinde can ve mal güvenliği korunmaz olur. Serbest dolaşmaları tehlikeli olup da mutlaka yakalanması gerekenlerin ölü veya diri getirilmesi için ödül konabilir. Adil Düzende gözaltında tutulma dışında, hapis cezası yerine, cezaların ya bedeni veya maddi olması ön görülmektedir. Af ise sadece mağdurun isteği ile mümkündür.

Ceza sistemi, “mağdurun zararını giderebilecek” şekilde düzenlenecektir. Fail-i meçhul cinayetlerde mağduriyet kaseme hükümleri ile giderilir.

Kasame; Faili Meçhul cinayetlerin işlendiği yakın çevre yönetim biriminin ve bireylerinin, “bu işi kendileri yapmadıklarına dair yemin ettikten” sonra, maktülün varislerine verilecek diyeti ortak yerel bütçeden müştereken ödemeye mecbur edilmeleridir. Bu uygulama; anarşistlerin, katillerin, hırsızlık ve ahlaksızlık çetelerinin ve suç örgütlerinin, kendi yörelerinde barındırılmaması ve “neme lazım”cılığın ortadan kaldırılması 

için alınacak önemli ve etkili bir tedbirdir.

Herkesin hukuk düzeni içinde yaşamasını kolaylaştırmak için, hukuk danışmanlığı (Avukatlık) hizmeti kamu hizmeti olarak vatandaşlara sunulacaktır. Bu hizmet diğer kamu hizmetleri gibi ücretsiz olacaktır.

SözleşmeIere göre ekonomik ve sosyal hakların nizasız bir şekilde paylaşılması da yargının konusudur. Başlangıçta belirttiğimiz gibi Adil Düzende yargı, sadece mahkeme kararı anlamına gelmemektedir.

"Eski tarihlerde ve tabiatiyle oluşan mal mübadelesi dönemindeki hukuk düzeni, maalesef tahrif edilmiş ve zülüm mekanizmasına çevrilmiş bir şekilde günümüzde yaşatılmak istenmektedir. Oysa çağımız emek mübadelesi dönemini tamamlamak üzeredir. Batı Medeniyeti teknolojide önemli başarılar kazanmasına rağmen, maalesef sosyal yapıya dönük uygar bir çözüm hala getirememiştir. 66

Geleceğin barış ve bereket Medeniyeti, aklın ve ilmin yolu olan içtihad ve icma (kanun üretme ve ittifak etme) yöntemi ile geliştirilerek kurulacak ve Adil Düzen insanlığa yeni bir saadet dönemi yaşatacaktır.